İLGİNÇ BİR GERÇEK
1/8/2006
Hayatini kaybeden kadin Genfer Gölü'nde piknikteyken, bir kutu içeceği
(Fanta,Kola v.s.) Kutusundan içti. Pazartesi günü Lozan'daki CHUV'ye
sevk
edildi ve Çarşamba günü vefat etti.Otopsi sonucu Leptospiroz
fulgurante'den
öldüğü anlaşıldı. Tekneye bardak götürmemişti ve içeceği direkt kutudan
içmişti.
Kutular kontrol edildiğinde, kutularda fare urini (idrarı) bulunduğu,
yani
Leptospiras ile kirlendiği ortaya cikti. Muhtemelen kadın,
kutunun USTUNU TEMIZLEMEDEN AGZINA GOTURUP ICMISTI ...
Kutunun ustune Fare urini bulaşmış ve kurumuş, ki bu zehirli maddeler
içermektedir, bu da Leptosiproz'u ortaya çıkaran Leptospiras içerir.
Bu kutular fare bulunan depolarda muhafaza edilir ve temizlenmeden
Pazar'a
sürülür.Kutular satın alındıktan sonra buzdolabına konulmadan önce
bulaşık deterjanı ile özenle temizlenmeli.
Ispanya'da INMETRO tarafından yapılan bir araştırma sonucunda,
kutular
tuvaletlerden daha da fazla kirlidir!!!
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
MAYONEZ KAVANOZU VE 2 FİNCAN KAHVE:
25/7/2006
Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, O zaman mayonez kavanozu ve 2 fincan kahveyi hatırlayiniz!
Bir gün bir profesör, masasının üzerinde birkaç kutu olduğu halde felsefe dersindedir.Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve içerisini tenis topları ile doldurur.Ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar,Öğrenciler ittifakla kavonozun dolduğunu ifade ederler,Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur.Ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar,Onlar da "evet" doldu derlerTekrar profesör masanın üzerindeki diğer kutuyu
eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavnoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar,Öğrenciler de koro halinde “evet” derler.Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur.
Öğrenciler gülerler!
Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek “eveet” diyerek; ben “Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım” der.Şöyle ki;Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; dininiz, ibadetleriniz, aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir. Şayet diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs.Kum ise diğer ufak tefek
şeylerdir.“Şayet kavanoza önce kum doldurursanız...” diye, anlatmaya devam eder, “çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz.Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır.Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arzeden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sıhhatinize dikkat edin. Eşinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.
Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
Gerisi hep kumdur.
Bu ara bir öğrenci parmağını kaldırır ve sorar; “Pekiyii, o iki fincan kahve nedir?”
Profesör gülerek: “Bu soruyu sorduğuna sevindim. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar vakit ayırın!”
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
BURASI TÜRKİYE
14/7/2006
BAYAN MASLAK YOLUNDA
BIR TAKSININ ARKA KOLTUGUNA BINEREK GIDECEGI YERI
SOYLUYOR VE YASADIGI
OLAYI ANLATIYOR.:
"ESIME BIRSEY HATIRLATMAM GEREKTIGI ICIN CEP
TELEFONUM ILE KENDISINI ARADIM
VE KONUSTUM. TELEFONUMU YANIMDAKI CANTAMA
BIRAKTIKTAN BIRAZ SONRA BU SEFER
KIZIMI ARAMAK ICIN CANTAMDAKI TELEFONUMA DAVRANDIM
AMA O DA NE? TELEFONUM
CANTAMDA YOKTU! CANTAMI KALDIRDIM, ETEKLERIMIN ALTINA BAKINDIM, YERE
BAKINDIM YOK! YOK! YOK! SOFORE DONDUM VE DEDIM KI: "SOFOR BEY, BIRAZ EVVEL ESIMLE TELEFONLA KONUSMUSTUM YA!.." EVET
KONUSMUSTUNUZ" DEDI SOFOR
ISTE SOFOR HATASINI BUNU ITIRAF ETMEKLE YAPMISTI)
"SIMDI TELEFONUMU
BULAMIYORUM" DEDIM VE SANS ESERI BIRAZ ILERIDE
DURAN POLIS ARABASINI GORDUM
VE SOFORE KENARDA INMEM GEREKTIGINI BILDIRDIM.
INER INMEZ POLISE YAKLASIP
DURUMU ANLATTIM. PLAKAYI DA ALMISTIM AMA. HEMEN
TAKSININ PESINE DUSTUK VE
KISA BIR ZAMANDA POLIS TAKSIYI DURDURDU. SIMDI,
BAZI OTOMOBILLERIN ARKA
KOLTUGUNUN ORTASINDA ASAGI INDIRILIP DIRSEK DAYANAN
BIR KOLLUK VARDIR YA!
BU TAKSININ ORASINDA DA INCE BIR YASTIK DIKILMIS.
POLIS BUNU FARKEDINCE
HEMEN BAGAJI ACTIRDI. BAGAJDA UCE KATLANMIS 11-12
YASLARINDA BIR COCUKLA
KARSILASINCA HEPIMIZ SASIRIP KALDIK. COCUK
ICERIDEKI O YASTIGIN ALTINDAN
ELINI CANTALARA SOKUP TELEFONLARI ALIYORMUS.
SADECE TELEFONLARI MI?
COCUGUN YANINDA 4 CEP TELEFONU, 8 CUZDAN, 5 ADET
CESITLI KAZAK, HIRKA VE
BIR COK ESYA DOLU NAYLON POSET BULUNDU."
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
14/7/2006
UZUUUUUUUUUN BİR ARADAN SONRA SİZİNLE BİRLİKTE OLMANIN MUTLULUĞUNU YAŞIYORUM
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
TÜRK DELİKANLISI
31/3/2006
Fransız, İngiliz, Alman, Rus, İranlı, Holandalı, bir de
bizim ADANALI
barda sohbet ederlerken sıra gelmiş memleketlerini
övmeğe..
İngiliz, "Arkadaşlar.." demiş "Bizim biramız çok
meşhurdur.. Harika biralar
üretiriz içmeğe doyamazsınız.."
Fransız hemen girmiş konuya "Bizim kızlarımız meşhurdur.."
demiş, "Öpmeye kıyamazsınız"
Alman içini çekip " Hey gidi memleketim.." demiş, "Biz
öyle arabalar üretiriz ki binmeğe doyamazsınız.."
Holandalı hemen atılmış, "Evlerimiz.." demiş, "Bizim dünya
meşhurdur.."
Bizim en meşhur şeyimiz övüncümüz KGB'dir.." demiş Rus,
"Dünyanın bir ucunda sinek havalansa haberdardır!.."
Söz ona gelince İranlı "Halılarımız.." demiş,
"Yumuşacıktır ve çok meşhurdur.." Sonra hepsi birden suskun oturan
ADANALIYA dönmüşler..sakin sakin bakmış onlara ve
gülerek başlamış söze..
"Arkadaşlar bizim delikanlılarımız meşhurdur!.." demiş..
"Öyleki, alır
Fransızın kızını, içer ingilizin birasını, atar Almanın
arabasına, götürür
Holandalının evine, yatırır İran halısının üzerinde, değil
kocasının,
KGB'nin bile ruhu duymaz.."
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
25/3/2006
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
25/3/2006
Türkçe de bakla ile alakalı iki deyim vardır. Her
ikisinde
de illiyet, kurutulmuş baklanın zor ıslanması ve zor yumuşamasıyla
ilgilidir. Kurutulmuş baklanın ağza alındığında ıslanıp yumuşaması uzun
bir
süreyi ilzam eder. Sır saklama ve dilini tutma konusunda kendisine
itimat
edilemeyen kişiler için " ağzında bakla ıslanmaz" deyiminin
kullanılması bu
yüzdendir. Yani duyduğu bir sırrı hemen başkasına anlatır, demlenesiye
kadar
yahut bir baklanın ıslanacağı müddet kadar olsun beklemez demeye gelir.
*
* Baklayla ilgili diğer deyim baklayı ağzından
çıkarmaktır.
Deyim, içimizden geçtiği halde mekan ve zaman müsait olmadığı için
nezaket
veya siyaset en söyle ( me ) diğimiz şeyler için birisinin bizi ikazı
zımnında "çıkar ağzından (dilinin altından) baklayı" demesine
işarettir.
Deyimin hikayesi şöyle: *
* Vaktiyle çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Zamanla
kendine
yakıştırılan küfür bazlık şöhretine tahammül edemez olmuş. Soluğu bir
tekkede almış ve durumu tekkenin şeyhine anlatıp sırf bu huyundan
vazgeçmek
için dervişliğe soyunmaya geldiğini söylemiş. Şeyh efendi bakmış,
adamın
niyeti halis, geri çevirmek olmaz, matbahtan bir avuç bakla tanesi
getirtmiş. Bunlara okuyup üfledikten sonra yeni dervişe dönüp tembih
etmiş:
*
*-Şimdi bu bakla tanelerini al. Birini dilinin altına, diğerlerini
cebine
koy. Konuşmak istediğin vakit bakla diline takılacak, sende küfür
etmeme
isteğini hatırlayıp o an da söyleyeceğin küfürden geçeceksin. Bakla
ağzında
ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir baklayı dilinin
altına yerleştirirsin. *
*Adamcık şeyhinin dediği gibi tekkede kalıp kendini kontrol etmeye
başlar.
Bu arada şeyh efendi de bir yere gidince onu yanından ayırmamaktadır.
Yağmurlu bir günde şeyh ile derviş bir sokaktan geçerlerken bir evin
penceresi hızla açılır ve gençten bir kız çocuğu başını uzatarak, *
*- Şeyh efendi, biraz durur musun? Deyip pencereyi kapatır. Şeyh efendi
söyleneni yapar, illa yağmur sicim gibi yağmaktadır. Sığınacak bir
saçak
altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız
da
pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne
istediğini
sormak geçer içinden ve tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar
pencerede
görünür ve, *
*- Şeyh efendi, der, birkaç dakika daha bekleseniz...*
*Şeyh içinden "lahavle" çekse de denileni yapmamak tarikat adabına
mugayir
olduğundan biraz daha beklemeyi göze alır. O sıra da küfürbaz derviş
kendi
kendine söylenmeye başlamıştır. Yağmurun şiddeti gittikçe artmakta,
bizimkiler de iliklerine kadar ıslanmaktadırlar. Nihayet pencere üçüncü
kez
açılır ve kız seslenir: *
*- Gidebilirsiniz artık!.. *
*Şeyh efendi merak eder ve sorar:*
*- İyi de evladım bir şey yok ise bizi niçin beklettin? *
*- Efendim, der kız, elbette bir şey var, sizi sebepsiz
bekletmiş
değiliz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun
altına
koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur,
horoz
çıkarmış. Annemsizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu. *
*Münasebetsizliğin bu derecesi üzerine şeyh efendi, *
*- Ulan derviş, der, çıkar ağzından baklayı!.*
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
25/3/2006
EĞER 3 DEFA BAŞARSANIZ OLACAKLARDAN SİZ SORUMLU OLURSUNUZ.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
öpücük hakkında söylenenler
23/3/2006
Ekonomistler der ki:
OPUCUK, talebin her zaman icin arzdan fazla oldugu bir alisveristir...
Muhasebeciler der ki:
OPUCUK, geri donusum sagladigi icin kar orani yuksek bir tur kredidir..
Matematikciler der ki:
OPUCUK, sonsuzluktur cunku burada 2'nin boleni yoktur.
Geometriciler der ki:
OPUCUK, iki dudak arasindaki en kisa mesafedir
Fizikciler der ki:
OPUCUK, kalbin yogunlasmasi sonucu iki dudagin birbirine yapismasidir.
Kimyacilar der ki:
OPUCUK, iki kalbin birlesmesi sonucu ortaya cikan reaksiyondur.
Anatomi profesorleri der ki:
OPUCUK, ask ve heyecan tasiyan bakterilerin tukuruk yoluyla agizdan agiza
gecmesidir.
Fizyoloji profesorleri der ki:
OPUCUK, insan vucudundan 2 adalenin heyecanla birbirine degerek
kasilmalaridir.
Disciler der ki:
OPUCUK, hem bulasici hem de antiseptiktir.
Istatistikciler der ki:
OPUCUK, 90-60-90 olculerindeki artma ya da azalmaya bagli olarak
degisiklik gosterebilen bir olgudur
Filozoflar der ki:
OPUCUK, cocuklar icin oyun, gencler icin zevk, yaslilar icin guvendir
Dilbilgisi ogretmenleri der ki:
OPUCUK, tekil gibi gorunen ama cogul olan, cins isim gibi gorunen ama
ozel olan, ve her cumlede bir anlam ifade eden kelimedir...
Mimarlar der ki:
OPUCUK iki dinamik nesnenin arasinda saglam bir kopru olusturan egerdir.
Ve Bilgisayar Bilimcileri der ki:
OPUCUK, bazen iki sistemin iletisimini hizlandiran onemli bir sistem
dosyasi, bazen de butun sisteminizi altust eden bir virustur
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
20/3/2006
okuduktan sonra vatanına
ateist olarak geri döner. Üç sorusuna hiç
kimse cevap veremediğinden dolayı
canı gayet sıkıntılıdır. Ebeveyni
oğullarına yardım etmek niyetiyle büyük
ilim sahibi olan köyün hocasına
götürürler. Hoca ve delikanlının arasında
geçen dialog şöyle devam eder.
Delikanlı: Kimsin sen? Sorularıma
cevap verebilecek misin?
Hoca: Allah'ın bir kuluyum ve
verebileceğim.
Delikanlı: Emin misin? Proferserler
bile cevap veremedi bana.
Hoca: Allah'ın izniyle cevap vermeye çalışırım
Delikanlı: 3 sorum var
1. Allah yaşıyor mu? öyle ise,
şeklini bana göster
2. Takdir (kader) nedir?
3. Eğer şeytan ateşten yaratıldıysa
neden cehenneme yollanıyor, cehennemde
ateş dolu değil mi? Ateş ateşi nasıl
yaksın. Tanrı bunu düşünemedi mi?
Bu arada, aniden bizim hocamız
delikanlının başı üzerinde bir saksı
kırar.
Delikanlı canı yana yana sorar; Neden
sinirlendin ki?
Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç
soruna bir cevabım der.
Delikanlı: Hiç birşey anlamadım.
Hoca: Nasıl hissetin kendini saksıyı
başında kırınca
Delikanlı: Tabii ki, fena bir acı hissettim.
Hoca: Yani, acının varlığına inanıyor musun?
Delikanlı:
Evet
Hoca: Bana bu acının şeklini göster ozaman!
Delikanlı: Gösteremem.
Hoca: Bu benim ilk cevabım. Herkes
Allah'ın varlığını hisseder ama
Allah'ı göremez.
Hoca: Dün gece rüyanda benim
başında saksı kırdığımı gördün mü?
Delikanlı: Hayır.
Hoca: Bugün böyle birşey ile
karşılaşacağını hiç düşündün mü?
aklından geçti mi?
Hoca: Bu işte takdir dir (kader)
Hoca: Biz neyden yaratıldık?
topraktan yaratılmış değil miyiz ?
Delikanlı: Evet böyle denir.
Hoca: E o zaman ? Saksıda topraktan
yapılmadı mı? Allah isterse ateşten
yaratılan şeytanı ateşin içinde
cezalandıramaz mı?


